İslami makaleler
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yapRadyo DinleMp3 Dinle Kur'an Dinledini bilgi yarismasi

Paylaş | 
 

 Tasavvufta hİcrİ 6. YÜzyil: Suhreverdİ, arabİ, gazalİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SeyyaH
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1117
Points : 2499
Kayıt tarihi : 20/08/09
Nerden : İstanbuL

MesajKonu: Tasavvufta hİcrİ 6. YÜzyil: Suhreverdİ, arabİ, gazalİ   Perş. 3 Eyl. 2009 - 23:30

Yaşadıkları zaman dilimleri Hicri 6. yüzyılla tam anlamıyla çakışmasa bile, 6. yüzyılı 5 ve 7. yüzyılların sınırları içerisinde biraz genişletecek olursak iki önemli şahsiyetle karşılaşırız. Bunlar sadece kendi dönemlerinin değil sonraki dönemlerin tasavvufunu da büyük oranda etkilemişlerdir. Her ikisinin de ortak yönü sûfi olmaları, tasavvufun kurtuluşun tek yolu olduğuna inanmaları, ancak buna rağmen ayrıldıkları noktalar ise sayılamayacak kadar pek çok olan iki şahsiyet. Bunlar aynı düzlemde yer alan iki düşman kardeş konumundadırlar. Her ikisi de sonraki müslümanların inançlarında derin iler bırakmışlardır. Bunlar Gazzâli ve Muhyiddin ibn Arabî`dir. İkisiyle ilgili bilgiler vermeye ve tasavvuf içerisindeki yerlerini belirlemeye geçmeden, yüzyılın genel durumunu, tasavvuf açısından belirlemeye çalışacak olursak :

Geçen yüzyılda başlayan felsefileşme hareketi, bu yüzyılda büyk bir hızla devam eder. Hatta tasavvuf felsefesi, felsefe tasavvufu biçimine dönüşür. Bunları net olarak birbirinden alışmak zorlaşır. Felsefe ve tasavvufun ortak temsilcisi olarak Fars kökenli ve Zerdüşt bir ailenin mensubu olan Suhreverdî çıkar. Onun özellikle Mani-Zerdüşt dinlerinden tasavvufa taşıdığı unsurlar büyük oranlara ulaşır. Düşüncelerini Felsefe bölümünde incelediğimiz Suhreverdî hakkında en genel anlamda şunları söyleyebiliriz :
O, teosofiden panteizme geçişin son basamağını oluşturur. Düşünceleri ve inançları adeta inançlar mozayiği gibidir ve bu şekliyle tasavvuf tarihine, büyük sûfi veli olarak geçer. Büyük kumandan Selâhaddin Eyyubi tarafından idam ettirilmesi halkın gözünde konumunu daha da büyütür ve büyük şehid kabul edilir. O 36 yaşında idam edilir, ancak bir anlamda öğrencisi olan Muhyiddin ibn Arabî onun düşüncelerini daha ilerilere götürmenin bayraktarlığını yapar. Her ikisi de felsefi ontolojiyi tasavvufun önemli konusu haline getirmede büyük çaba sarfederler ve bunda başarılıda olurlar.
Özellikle Suhreverdî`nin Plotinus`tan aldığı sûdûr (emanation) teorisi varlık kademeleri hakkında orijinal bir görüş olarak tasavvufa geçer. Sudûr teorisi Vahdet-i Vucûd`un oluşmasında rol alan son halkalardan birisi olur.

Bu dönemde öncekilere oranla Felsefe, Kelâm, Tasavvuf ayrılığının büyük oranda kaybolduğu görülür. Ara sınırlar kalkar, hepsi birbiri içine geçer. İlk zamanların zahîdleri bu dönemde ünlü birer filozof ve kelamcı olup çıkarlar. Daha önceleri felsefe ve kelâm içerisinde işlenen konulara bambaşka yorumlar getirilir. Bu arada arasıra muhatap olmak zorunda kalınan Kur`an da hiç bir sisteme bağlanmaksızın yorumlanıp, ayetler işe geldiği gibi açıklanır.

Böylelikle ayrı ayrı konular birbirinin içerisine girip mozaik bir yapı oluşur. Buna tasavvuf felsefesi mi, akaidi mi, kelamı mı, yorumları mı denileceği artık konuyla ilgilenenlerin arzusuna bağlıdır. Ancak ismi ne olursa olsun İbn-i Haldun`un değerlendirmesiyle yapılan yorumların en önemli özelliği şudur: “Bu üç ilim gerek konu, gerek mesele ve gerek delilleri bakımından birbirinden başkadır ve ayrı ayrı ilimlerdir. Sofilerin bu sözleri, ilmî bakımdan, ilimden en uzak olan bir iddiadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.akabefm.tr.cc
 
Tasavvufta hİcrİ 6. YÜzyil: Suhreverdİ, arabİ, gazalİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Akabe Forum Radyo :: (¯`·.(¯`·.____ İSLAM-İ KONULAR____.·´¯).·´¯) :: Tasavvuf ve Tasavvufa Dair-
Buraya geçin: